sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2012 Perşembe

E-Reçete 1 Temmuz 2012’de uygulamaya giriyor


SGK, aile hekimleri dahil olmak üzere tüm sağlık hizmeti sunucularında başlatılması planlanan E-Reçete uygulamasında sıkıntı yaşanmaması için sistemi kuracak yazılım firması ile bir araya gelecek.


Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), 1 Temmuz 2012’de aile hekimleri dahil olmak üzere tüm sağlık hizmeti sunucularında başlatılması planlanan E-Reçete uygulamasında sıkıntı yaşanmaması için sistemi kuracak yazılım firması yetkilileri ile bir araya gelecek.
SGK’dan yapılan duyuruya göre, Kurum; 1 Temmuz 2012’de uygulamaya alınması planlanan E-Reçete (elektronik reçete) uygulamalarıyla ilgili düzenlemelerin Hastane Bilgi Yönetim Sistemlerine entegrasyonu aşamasında yazılım firmalarının olası sorunlarının görüşülmesi amacıyla yazılım firmaları ile toplantı yapacak. Toplantı 15 Mart tarihinde SGK Genel Merkezi’nde yapılacak
Devamı...

31 Ocak 2012 Salı

Günlük yaşamda radyasyonu nerelerden alıyoruz?


Saç kurutma makinasından DVD ye, elektrik süpürgesinden mutfaktaki fırına kadar... yani günlük yaşamın her alanında elektromanyetik radyasyon ile iç içeyiz. Bugün sabah hemen hemen hepimiz telefonun alarmı ile uyandık, telaşla mutfakta mikrodalgada ısıttığımız sütü çocuğumuza verdik. Cep telefonumuzla konuşarak ve bilgisayarda çalışarak günlük işlerimizi yaptık. Günümüzde evlerin büyük bir çoğunluğu elektrikli aletlerle dolu... Saç kurutma makinasından DVD ye, elektrik süpürgesinden mutfaktaki fırına kadar... yani günlük yaşamın her alanında elektromanyetik radyasyon ile iç içeyiz…..



Günlük yaşamda radyasyonu nerelerden alıyoruz?

En büyük kaynak içinde yaşadığımız binaların yapımında kullanılan taş, toprak ve malzemelerdir. Elektromanyetik radyasyon kaynaklarının yaklaşık %50’sini yaşadığımız binalarda mevcut olan radon gazından almaktayız. Diğer doğal radyasyon kaynakları arasında güneş, hava, su, toprak sayılmaktadır. Yapay radyasyon kaynakları içinde, nükleer santraller, röntgen makineleri, cep telefonları – vericileri, TV vericileri, uzaktan kumanda cihazları, elektrikli ısıtıcılar, uzun bir listeye örnek olarak sayılabilir. Elektromanyetik radyasyon, iyonlaştırıcı ve iyonlaştırıcı olmayan radyasyon olarak ikiye ayrılmaktadır. İyonlaştırıcı radyasyon, görüntüleme amacıyla ve kanser tedavisinde kullandığımız X ışınlarını ifade etmektedir. Elektromanyetik spekturumun diğer ucunda ise düşük enerjili, iyonizasyon yani atomdan elektron koparma yeteneği olmayan iyonlaştırıcı olmayan radyasyon yer almaktadır. Gelişen teknoloj bu konuya farkındalığımızı ve ilgimizi arttırmıştır.



Normal şartlarda yaşanan ortama bağlı olarak kişilerin aldıkları doğal radyasyonun dünya ortalaması 2.4 mSv düzeyindedir.



İyonlaştırıcı olmayan radyasyon kaynağı aletler hangileridir?

İyonlaştırıcı olmayan radyasyon kaynağı aletlerin, yaşamımızda temel rol oynamaya başlaması ile beraber, kanser ile ilişkisinin merak edilen ve tartışılan konu olmasını sağlamıştır. TV vericileri, radar, uzaktan kumanda cihazları, telsizler, cep telefonları, baz istasyonları, mikrodalga fırınlar, radyo, tv – bilgisayar ekranları, non iyonize radyasyon kaynaklarına örnek olarak sayılabilir.



İyonlaştırıcı olmayan radyasyon kansere neden olabilir mi?

İyonlaştırıcı olmayan radyasyon atomlardan elektron kopararak iyonizasyon yapacak güçte değildir, dolayısıyla DNA hasarına yol açmaz ve kansere neden olduğuna dair bilimsel bir kanıt da bulunmamaktadır.



İyonlaştırıcı olmayan radyasyon insanlar üzerinde kısa süreli etkileri nelerdir?

Elektromanyetik radyasyonun, beynin elektriksel yapısında ve algılama fonksiyonlarında (dikkat, hatırlama, tepki verme gibi) kısa süreli değişimlere neden olduğu bilinmektedir. Buna bağlı olarak, üzerimizde kısa zamanda oluşan etkileri yorgunluk, baş ağrısı, uyku kaybı, hafıza kaybı, kulak çınlaması ve eklem ağrıları olarak sayılabilir.



Baz istasyonları nükleer radyasyona neden olur mu?

Baz istasyonlarının neden oldukları ışınım, iyonlaştırıcı olmayan radyasyon sınıfında yer alır. Bu nedenle baz istasyonları nükleer radyasyona neden olmazlar. İyonlaştırıcı radyasyon bölgesindeki dalgaların frekansları, baz istasyonlarının çalışma frekanslarından yaklaşık milyon kere daha yüksektir. Baz istasyonlarındaki anten, dar bir bölgeyi etkileyen yönlü antenlerdir. Bu antenler arkalarına ve diplerine ışımanın çok az olacağı biçimde tasarlanmışlardır. Bu nedenle binada yaşayanları riskli hale getirmezler.



Ancak antenin konumu antenin ışıma örtüsünün kurulduğu binayı içine almayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Anten yeri, çalışma frekansı ve çıkış gücüne göre hesaplanacak güvenlik mesafesi içinde insanların istem dışı ve sürekli maruz kalmayacağı şekilde seçilmelidir.



Telekomünikasyon Kurumu tarafından 12.7.2001 tarihli resmi gazetede yayınlanan “10 KHz-60 GHz Frekans Bandında Çalışan Sabit Telekomünikasyon Cihazlarından Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddeti Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Ölçüm yöntemleri ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmelik” ile Türkiye’de geçerli olan sınır değerler belirlenmiştir.



Cep telefonları iyonlaştırıcı radyasyon kaynağımıdır?

1990’larda hayatımıza girişinden sonra, kullanımı artarak devam etmektedir. Cep telefonu kullanımının kansere neden olup olmadığı bütün dünyada en çok merak edilen konulardan birisidir. Tüm dünyada cep telefonu kullananların sayısının 2009 yılında 4.3 milyarı aştığı düşünülürse bu sorunun gündemi daha uzun süre meşgul etmesi beklenmektedir. Cep telefonlarının çalışma prensibine baktığımızda, 2 yönlü çalışır. Baz istasyonlarından gelen dalgaları anteni aracılığı ile alır ve vericisi aracılığı ile elektromanyetik radyasyon-iyonlaştırıcı olmayan radyasyon yayar.



Cep telefonları insanlar üzerinde etkileri nasıldır?

Yapılan araştırmalarda cep telefonunun termal ve termal olmayan 2 temel etkisi gösterilmiştir. Termal etkiler, vücut tarafından yutulan elektromanyetik enerjinin ısıya dönüşmesi ve vücut sıcaklığını arttırması olarak tanımlanır. Bu sıcaklık artışı, ısının kan dolaşımı ile atılarak dengelenmesine dek sürer. Cep telefonları gibi radyofrekans kaynaklarının sebep olabileceği sıcaklık artışı gerçekte çok düşüktür ve bu artışı ortalama 0,1 C dolayındadır. Bu elektromanyetik dalgaların beyine ulaşmasının yaş ile birlikte azaldığı, 5 yaşındaki bir çocukta bu dalgaların beyine %75 oranında ulaştığı, erişkinde bu oranın %25 olduğu deneysel çalışmalarda gösterilmiştir. Termal olmayan etkilere bağlı olarak beyin aktivitelerinde değişiklikler, uyku bozuklukları, dikkat bozuklukları bildirilmektedir.



Cep telefonları kansere neden olabilir mi?

Cep telefonları elektromanyetik dalga yayarlar. Yaydığı elektromanyetik dalga enerjisi çok çok düşüktür. Bu enerji düzeylerinde iyonizasyon olamaz. İyonizasyon olmadığı için de DNA hasarı oluşmaz ve kanser gelişemez. Bu konudaki önemli çalışmalardan biri olan Danimarka çalışmasında, 420.000 cep telefonu kullanıcısı 21 yıl boyunca izlendi. Cep telefonu kullanımı ile kanser görülme olasılığının yükselmediği görüldü. İngiltere’de ise beyin tümörlü 966 ve sağlıklı 1766 kişi cep telefonu kullanım yoğunluğu açısından araştırılmıştır. Beyin tümörü olanlar ile sağlıklı grup karşılaştırıldığında aralarında fark bulunmamıştır. Almanya, Fransa, Japonya gibi 13 gelişmiş ülkeden, 16 çalışma grubunun işbirliği ile yapılan İnterphone çalışması geçen yıl çok ses getirdi. Düzenli cep telefonu kullanımı ve 10 yıldan fazla kullanalarda memejiom, gliom ve akustık nörinom gelişme sıklığında artış saptanmazken, ilk günden itibaren 1640 saatten fazla konuşma süresine sahip olanlarda, bu tümörlerin gelişim riskinde artış olduğu gösterilmiştir. Ancak bu çalışma düzeni nedeni ile eleştiri almıştır. Bugüne kadar yapılan çalışmalar, cep telefonu teknolojisiyle kanser arasında kesinlikle bir ilişki yoktur demek için yetersizdir.



Cep telefonu kısırlık yapar mı?

Erkekler cep telefonlarını özellikle pantolon ceplerinde taşıdığı için kısırlık konusunda birçok araştırma yapılmıştır. Cep telefonlarından yayılan iyonlaştırıcı olmayan radyasyonun beyin, kalp, genel durum üzerine etkilerinin yanı sıra sperm sayısında %30, motilitesinde %40’lara varan oranlarda oranlarında azalma saptanmıştır. Bu konuda farklı sonuçlar olmakla birlikte yeni araştırmalara ihtiyaç vardır.



İnternet bağlantısı da insanları etkiler mi?

İnternet bağlantımızı sağlayan WİFİ teknolojisi çok düşük şiddette radyo dalgalarını kullanır. Evde mikrodalga fırınlarla karşılaştırınca yüz bin kez daha da non iyonizan elektromanyetik radyasyon yaydığı bildirilmektedir. WİFİ sağlayıcılarına yakında bulunmamak veya wifi kullanılan laptopların masa üzerinde kullanılması önerilmektedir.



Mikrodalga fırınlar çalışırken mutfaktan çıkmalı mıyız?

Yeni teknoloji ile üretilen mikrodalga fırın çalışırken yaklaşık 50 cm uzağından alınan radyasyon, çevre geri plan radyasyon oranlarından farklı değildir. Eski ve kapı sistemi bozuk cihazlar kullanılmamalıdır. Çalışırken yaklaşık bir kol boyu yani 50 cm uzakta bulunulması önerilmektedir.



Günlük hayatımız için nasıl önlemler alabiliriz?

Elektrikli cihazlardan mümkün olduğunca uzak durun. Elektromanyetik etki mesafeyle azalıyor.
Mikrodalga fırın çalışırken en az 50 cm uzakta durun.
Televizyonu (ön ve arka) en az 2 metre uzaktan izleyin.
Elektrikli tıraş makinasını mümkünse şarjlı olarak kullanmayı tercih
edin.
Çocuklarda sinir sisteminin ve başın gelişimi sürdüğü için, çocuk ve gençler risk altındadır. Bu nedenle 16 yaşın altındakilerin cep telefonu kullanmamaları, zorunlu olması halinde ise günde 10 dakikayı geçmemesi Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerilmektedir. Cep telefonu kullanılmadığı sürece kapalı tutulmalı. Cep telefonunuzdan kulaklıkla konuşmayı tercih edin. Hastane, tren, havaalanı, veya asansör gibi çekim alanlarının az ve metal parçaların çok olduğu alanlarda konuşmaktansa, acık alanlarda konuşmaya çalışın. En temel önlem ise cep tel ile konuşma sürenizi kısaltmaktır
Saç kurutma makinasının manyetik alanı yüksektir. Uzun süreli kullanmak yerine aralıklarla kullanın.
Elektrikle çalışan radyolu çalar saatleri başınızdan mümkün olduğunca uzak tutun, mümkünse pille çalışanları tercih edin. Elektrikli battaniyeyi yatağa girmeden önce kapatın.
Kullanmadığınız cihazları kapalı tutun ya da fişten çıkarın. Dizüstü bilgisayarlar, şarjlı kullanıldığında daha düşük elektromanyetik alana sahiptir.



Sonuç olarak; Elektromanyetik radyasyonu yaşamımızdan tümüyle çıkarmamız olası değildir. Kullanımında dikkatli davranma, bu zararları en aza indirmek için en akılcı yol olarak görünmektedir



Uzm. Dr. Yasemin Bölükbaşı

Amerikan Hastanesi

Radyasyon Onkoloji Bölümü
Devamı...

Uykusuzluğun ilacı papatya


Yapraklarından fal tuttuğumuz papatya, her derde deva. Papatya çayı ise uykusuzluk çekenler için bire birEn güzel çiçeklerden biri olan papatya, aynı zamanda sağlık üzerinde de birçok olumlu etkiye sahip. Ancak papatyanın toplanma ve kurutulma şartlarının bu olumlu etkiler üzerinde önemli bir yeri bulunuyor.

Mayıs-Haziran aylarında çiçek açan papatya, öğlen saatlerinde sapsız olarak toplanıyor ve gölgede kurutuluyor.

Papatyanın faydası bitkinin toplanması ve kurutulma şartlarına göre değişiklik gösteriyor. Yanlış uygulamalar bitkilerin etkinliklerinin azalmasına yol açabiliyor. Örneğin papatya çiçeği, toplanmasının üzerinden 1 yıl geçtiyse kullanılmasının herhangi bir faydası bulunmuyor.

Mayıs papatyasının faydaları;

Mide-bağırsak sistemi spazmları, gaz, hazımsızlık, şişkinlik sıkıntılarında etkili.
Cildin temizlenmesi, sivilce oluşumunun önlenmesi ve şişkinliğin giderilmesi gibi durumlarda etkin.
Hafif yatıştırıcı ve kas gevşetici etkisi nedeniyle rahat uyumayı sağlıyor.
Yatmadan 30 dakika önce içilen papatya çayı kişiyi rahatlatabiliyor.
Hazımsızlık, gaz ve ishali azaltır.
Adet döneminde krampları hafifletmeye yardımcı olabiliyor.
Gastrit ve ülsere karşı kullanılıyor.
Emziren anne ve bebekleri için de yararlı.
Taze hazırlanan çayın ılıtılarak bebeğe verilmesi gaz çıkarmasına yardımcı oluyor. Ayrıca hafif yatıştırıcı etkisi ile de bebeğin rahat uyumasını sağlıyor. Emziren annenin papatya çayı içmesi de bu olumlu etkiyi artırıyor.
Farenjit, bademcik iltihabı gibi hastalıklarda gargara olarak kullanılması şikayetleri hafifletiyor.

PAPATYA ÇAYINI SEÇERKEN DİKKAT EDİN
Mayıs veya Alman papatyası yan etki bakımından güvenli bir bitki olarak kabul ediliyor. Ancak çiçek alerjisi olan kişilerde papatya polenlerine karşı meydana gelebilecek yan etkileri de gözden kaçırmamak gerekiyor. Piyasada çiçekleri papatyaya benzeyen ama içeriğinde sakıncalı maddeler olan bazı bitkiler de papatya olarak satılabiliyor. Bu bitkiler bebeklerde zehirlenme ve ölümlere neden olabiliyor. Özellikle bebeklere papatya çayı verilmeden önce hangi papatya çeşidinin kullanıldığının bilinmesi gerekiyor.

DİŞLERE KOKULU DESTEK
Ağız kokusunu giderici özelliği ile bilinen karanfil, aynı zamanda mide bulantısından diş çürümelerine, yorgunluğu önlemekten karın ağrısına kadar pek çok sorunda tedaviye destek oluyor. Tabi ki karanfilin kullanım şekli ve dozu büyük önem taşıyor. Karanfil tomurcukları çok uzun yıllardır gaz ve bulantı giderici amaçlarla kullanılıyor. Ayrıca karanfil, antiseptik özelliği ile mikroplar üzerinde öldürücü, uyarıcı özelliği ile de bedensel ve zihinsel yorgunluğa karşı etkiye sahip. Vücut direnci için karanfil güçlü bir yardımcı. Aynı zamanda ishal kaynaklı karın ağrılarını ve bağırsak hareketliliğini gideriyor. Ancak ishal durumda çay olarak değil tane olarak tüketilmesi gerekiyor. Yapılan bilimsel araştırmalar, karanfil çayının gargara olarak kullanılmasının dişlerde çürümeye yol açan mikroorganizmalar üzerinde etkili olduğunu gösteriyor. Yemeklerden sonra içilen karanfil çayı hem ağız kokusunu gideriyor hem de dişlerin çürümesini önlüyor.
Devamı...

28 Aralık 2011 Çarşamba

Türkiye yeni yıla e-reçete ile girecek


Sağlık Bakanlığı, suistimallerin önüne geçmek için yeni yıldan itibaren e-reçete uygulaması başlatıyor.

Sahte reçete, gereksiz tetkikler ve muayene… Sağlık Bakanlığı, suistimallerin önüne geçmek için yeni yıldan itibaren e-reçete uygulaması başlatıyor. Uygulama, eczane-hastane ve doktor üçgenini mercek altına alıyor.
Reçete üzerinden yapılan usulsüzlükler hükümeti harekete geçirdi. E-reçete dönemi başlıyor.

Yeni yılın ilk haftası itibariyle pilot uygulama başlayacak. 2012 sonuna kadar da tüm özel hastaneler ve üniversite hastaneleri elektronik reçeteye geçecek.

Doktor, elektronik ortamda reçeteyi yazacak ve hastaya bir numara verecek. Hastalar ise aldıkları numara ile herhangi bir eczaneden ilaçlarını alabilecek.

Eczacı da hastanın numarasını girdiğinde hangi hastaneden geldiğini, hangi doktorun baktığını ve yazılan ilaçları görecek.

Uygulamayla, Sosyal Güvenlik Kurumu'na da denetim kolaylığı sağlanacak. Böylece kurum, eczaneleri ve doktorları yakından izleyebilecek.

Yani Sosyal Güvenlik Kurumu, sahte reçete, gereksiz tetkik ve muayene gibi suistimallerin önüne geçebilecek.
Devamı...

19 Aralık 2011 Pazartesi

İlk müdahale hayat kurtarır


Çocukluk çağında yaşanan yanıklar, suda boğulma, trafik kazası ve zehirlenme gibi önemli kazalar acil yardımı gerektirebilir. Bu yüzden ailelerin bilinçli bir şekilde, ...

Çocukluk çağında yaşanan yanıklar, suda boğulma, trafik kazası ve zehirlenme gibi önemli kazalar acil yardımı gerektirebilir. Bu yüzden ailelerin bilinçli bir şekilde, panik yapmadan ilk müdahaleyi yapması, olumsuz durumların yaşanması riskini en aza indirir

Hamileliğiniz sırasında bayılma, kanama gibi durumlar, çocuğunuz olduktan sonra da boğulma, zehirlenme gibi tatsız olaylar yaşama olasılığınız olabilir. Acil müdahale gerektirecek bu gibi durumlarda paniğe kapılabilir ya da hemen bir yakınınızı, doktorunuzu veya ilk yardım hattını arayabilirsiniz. Peki, böyle bir durumda soğukkanlı davranarak uygulayabileceğiniz ilk yardım teknikleri hakkında bir fikriniz var mı? Bu gibi durumlarda neler yapabileceğinizi Medline Operasyonlardan Sorumlu Direktör Dr. Barış Mutluer sizler için anlattı. Benim başıma gelmez demeyin, ilk yardım konusunda mutlaka bilinçlenin...

ÖNLEMİNİZİ ÖNCEDEN ALIN
Çocukluk çağlarında yaşanabilen en önemli kazalar; trafik kazası, yanıklar, suda boğulma, zehirlenme ile besin ve yabancı madde yutulmasıdır. Her anne-babanın bu konularda önlem alması gerekir:
Büyüme ve gelişme çağındaki çocuklar, düzenli olarak bir çocuk doktoru tarafından takip edilmelidir. Bu şekilde, olası bir ağır hastalık acil durumlara sebep olmadan erkenden teşhis edilebilir.
Aşılarının belirtilen düzende yaptırılması gereklidir.
Çocuklar taklit ederek öğrendiklerinden, onların önünde ilaç içilmemesi gerekir. Zira çocuk ilk fırsatta eline geçen bu ilaçlardan içmeye kalkışacaktır.
Tüm elektrik prizleri, güvenlik için çocuk kilitleriyle kapatılmalıdır.
Çamaşır suyu, kezzap, lavabo açıcılar gibi temizlik malzemeleri kesinlikle açıkta ve çocukların ulaşabileceği bir yerde saklanmamalıdır.
Araçlarda, 12 yaşından küçük çocuklar kesinlikle ön koltuğa oturtulmamalıdır. (Bebeğim ve Biz)

HAMİLELERDE ACİL DURUMLAR
Bayılma: Doğumu yaklaşmış bir kadının bayılması durumunda, sırtüstü değil, sol tarafına ve yan yatırılmalıdır.
İlk aylarda kanama: Hamileliğin 8. haftasında kanama nedeni, dış gebelik belirtisinden kaynaklı olabilirBu gibi bir durumda paniğe kapılmadan, kanama az da olsa vakit kaybetmeden derhal doktora gidilmelidir.
Düşük: Hamileliğin 23. haftası içinde görülebilen kanamaların bir başka sebebi de düşük yapılmasıdır. Böyle bir durumda belirtinin şiddetine göre ya doktora ya da sağlık kurumuna gidilmelidir.
Hamileliğin sonunda kanama: Hamileliğin 23. haftasından sonra yaşanabilecek ağrılı ya da ağrısız her tür kanama durumunda hemen doktora gidilmelidir.
Amniyon kesesi: Dölyatağında bebeği sarmalayan zar, normal koşullarda doğum başlangıcında yırtılır. Böyle bir durumda, bebeğin enfeksiyon kapmaması için acilen doktora gidilmesi gerekir.

ÇOCUKTA BUNLARA DİKKAT EDİN!
Genel olarak acil bir durumda şu belirtilerin olup olmadığına dikkat etmekte fayda vardır:
Çocuk her zamankinden farklı davranıyorsa
Normalden fazla uyuma eğilimindeyse
Devamlı bir huzursuzluk hali içindeyse
Çevresiyle ilgilenmiyor ve cevap vermiyorsa
Nefes almasında anormal bir hal varsa
Bebek, memeyi veya mamayı kabul etmiyorsa
Dudaklar ve cilt mavimsi bir renk almışsa sorun olabilir.
Yüksek ateşle bilinç bulanıklığı varsa bir sorun olabilir.

EVDE YAPILMASI GEREKEN MÜDAHALELER
Evde ilk yardım ihtiyacı olan biri için uygulayabileceğiniz metotlar şöyle:
Acil bir durumla karşı karşıya kalındığında soğukkanlılığı korumak ve acil yardım ekiplerine haber vermek gereklidir.
Çok yüksek ateşi olan bir çocuğa, ateş düşürücü verdikten sonra, ılık banyo yaptırmak uygun olacaktır.
Çocuk havale geçiriyorsa, düz bir zemine yan yatırıp başını hafifçe arkaya eğip havale durana dek beklemek gerekir.
Çocuk ilaç ya da temizlik malzemelerinden içtiyse, zaman kaybetmeden acile gidilmesinde fayda vardır. Kesinlikle kusturmamak gerekir, çünkü asitli madde alımı olmuşsa geri çıkarken tekrar yakacaktır.
Devamı...

14 Aralık 2011 Çarşamba

İlaçta KDV düşüyor


Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, ilaçta Katma Değer Vergisi (KDV) oranının yüzde 18'den yüzde 8'e düşürüleceğini açıkladı.Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, İntibak Yasası’nı imzaladığını ve Bakanlar Kurulu’na gönderdiğini açıkladı.

Çalışma ve Sosyal Bakanı Faruk Çelik, TBMM Genel Kurulu’nda, bakanlığının bütçesi üzerinde konuştu ve milletvekillerinin sorularını yanıtladı.

Emeklilerin beklediği İntibak Yasası konusundaki sorulara Bakan Faruk Çelik, “İntibak, unuttu diyorsunuz, Allah aşkına günlerdir intibakı konuşuyoruz. Bugün de imzaladım, Bakanlar Kuruluna yasa tasarısı taslağını gönderdim, bugün verdim” dedi.

350 İLAÇ İLE İLGİLİ İSKONTA KALDIRILACAK VEYA FİYATLAR ARTACAK

İlaç krizine ilişkin sorulara da Faruk Çelik, “Bir iki gün içerisinde yaklaşık 350 ilaç ile ilgili iskontoların kaldırılması veya fiyatların artırılması şeklinde bir değerlendirmemizi sonlandırma noktasına gelmiş bulunuyoruz” dedi. Bakan Çelik, şöyle dedi:

“Üç yıllığına biz global bir bütçe hükümet olarak 2010-2011-2012 yıllarını içeren global bütçe gerçekleştirdik. Bu global bütçe iki yıllık dönemi içerisinde 1.1 milyarlık bir aşım söz konusu oldu. Sektörle bir araya geldik. Sektöre bu aşımın olmaması gerektiğini anlaşmaların üzerinde gerçekleşen bu rakamın kendileri tarafından tolere edilmesi gerektiği ile ilgili bazı değerlendirmeler yaptık. Sonucunda geldiğimiz noktayı ifade etmek istiyorum. Şu anda özellikle kalp, kanser, şeker, insilün, diyabet gibi benzer kritik hastalarımıza dönük ilaçların bir krize dönüşmemesi sorun oluşturmaması için dün akşam da son kez sektörle bir araya geldik. Bir iki gün içerisinde yaklaşık 350 ilaç ile ilgili iskontoların kaldırılması veya fiyatların artırılması şeklinde bir değerlendirmemizi sonlandırma noktasına gelmiş bulunuyoruz."

KDV YÜZDE 8'E İNECEK
Çalışma Bakanı, “İlaç üreticileriyle ilgili olarak sektörle ilgili olarak yüzde 18 olarak uygulanan KDV’nin yüzde 8’e indirilmesiyle ilgilide bir mutabakat oluşturuldu, aralık ayı içerisinde bunun da yürürlüğe gireceğini belirtmek istiyorum” dedi.

Eczacıların hassasiyeti konusunun da önemli olduğunu ifade eden Bakan Çelik, “Stok zararları ve mağduriyetlerin giderilmesi için Tebliğde gerekli düzenlemeyi yapacağımızı da bu sorunuz çerçevesinde belirtmiş oluyorum” dedi.

Çalışma Bakanı, 1 Ocak 2012’den sonra herkes genel sağlık sigortası kapsamına alınacağını da söyledi.

KIDEM TAZMİNATI
Konuşmasında kıdem tazminatına değinen Bakan Çelik, “Yüzde 8’e hitap ediyor. Ben emekten yanayım diyen hiç kimse bUgünkü kıdem tazminatını savunamaz. Çünkü, yüzde 8’i işçiyi kapsamaktadır. Biz diyoruz ki geliniz Kıdem Tazminatı Fonu çerçevesinde yüzde 8 değil, yüzde 100 işçilerimize sahip çıkalım diyoruz” dedi.
Devamı...

10 Aralık 2011 Cumartesi

Sinüziti olanların dikkatine!

Önemsenmediği takdirde beyin zarı altı iltihabı ve menenjite kadar ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen sinüziti doğru anlamak gerekiyor.Herkesin hayatında birkaç kez sinüzit ile karşı karşıya kalabileceğini belirten Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Operatör Doktor Ali Rahimi anlatıyor.

Baş ağrısıyla kendini gösteriyor

Anatomik faktörler, alerjik etkiler, yapısal bozukluklar, bağışıklık sistemi, tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonları, diş enfeksiyonları ve geniz eti de sinüzite yol açabilir. Akut sinüziti bulunan ergenler de yüz ağrısı, baş ağrısı, ateş ve geniz akıntısı en sık karşılaşılan şikayetlerdir. Çocuklarda ise bu şikayetler daha azdır. Akut sinüzitler sıklıkla baş ağrısıyla kendini gösterir. Ağrı, özellikle başın öne eğilmesi sırasında, kafada basınç hissiyle beraber ve zonklayıcı tarzda hissedilir. Kronik sinüzitte ise ağrı, başın içinde veya tepesinde, şakaklarda, enseye yakın baş bölgesinde, yanak üzerinde, alında veya göz çevresinde hissedilebilir.

Şapka takarak başınızı koruyun

Op. Dr. Ali Rahimi Sinüzitten korunmak için alınacak basit ve küçük önlemlerle hastaları şöyle bilgilendiriyor… İçinde bulunduğumuz kış mevsimi itibariyle dışarıya çıkarken mutlaka bere ve şapka takarak başımızı korumaya, ıslak saçlarla dışarıya çıkmamaya, banyo sonrası saçlarımızı mutlaka kurutmaya ve özellikle kış aylarında vitamin yönünden zengin besinler tüketme özen gösterilmesi konusunda özelliklede bağışıklık sistemi zayıf risk grubunda olan kişileri uyarıyor.

Yaşam kalitenizi bozabilir

Sinüzitler genellikle grip ve soğuk algınlığını takiben görülmektedir Grip ve soğuk algınlığı varsa mutlaka tedavi edilmelidir. Op. Dr. Ali Rahimi sinüzit belirtileri olanların mutlaka bir kulak burun boğaz uzmanına gitmesi ve ilaç tedavisi görmesini öneriyor. Akut sinüzitlerin genellikle çocuklarda, kronik sinüzitlerinse genellikle erişkinlerde görüldüğünü, çocuklarda görülen sinüzitin alerji ve üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı olduğunu erişkinlerdeyse anatomik bozukluklara bağlı kronik sinüzit görülmekte olduğunu belirterek özellikle koyu, sarı–yeşil burun akıntısı, baş ağrısı, nefes darlığı, öksürük, burun tıkanıklığı, yüzde basınç hissi ve koku duyusunda azalma belirtileri olan hastaların mutlaka erken teşhis adına k.b.b uzmanına gözükmesi ve sinüzitin yaşam kalitenizi bozmasına izin vermeden şiddetli ağrı ve tehlikeli hastalıklarının oluşumunu ortadan kaldırmak için erken davranılması gerektiğini sözlerine ekliyor
Devamı...

4 Aralık 2011 Pazar

Öksürüğe bal şekere sirke


İşte şifalı gıdalar ve yararları:
ABD’li beslenme uzmanı Joy Bauer, Amerikan yayın kuruluşu MSNBC için besinlerle doğal tedavi yöntemlerini derledi.

- Sirke, kandaki şeker miktarını düşürür: Yemek sırasında ya da yemekten önce 2 ila 4 çay kaşığı sirke içerseniz, yemekte aldığınız şekerin kana geçişi yavaşlar. Özellikle diyabet 2 hastaları için faydalı.

- Bal öksürüğü azaltır: Bal, boğazı kaplar ve yumuşatır. 1-6 yaş arası hasta çocuklarda yatmadan yarım saat önce yarım çay kaşığı bal, 6 yaşın üstündekilere ise 2 çay kaşığı bal verilirse öksürükleri azalır.

- Papatya çayı regl kramplarını azaltır: Bu dönemlerde günde 1 ila 3 kupa papatya çayı içmek, rahimin rahatlamasına ve vücutta kramp oluşumuna engel olan bir aminoasit salgılanmasına yardımcı olur.

- Nane yağı düzensiz çalışan bağırsakların düzelmesine yardımcı olur: Nane şekerini günde 3 defa yemeklerden yarım saat önce almanız işe yarar.
Devamı...

28 Kasım 2011 Pazartesi

Kanser Riskini Azaltmanın 9 Etkili Yolu


Günlük yaşantımızda alacağımız önlemler ve yapacağımız basit şeylerle çağın hastalığı kanserden korunmak ve riski azaltmak mümkün.Anadolu Sağlık Merkezi Hematolojik Onkoloji / Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Üskent, daha kaliteli bir yaşam sürmeniz için yapmanız gerekenleri şu şekilde sıralıyor…

1.Sigara ve diğer tütün ürünlerini kullanmayın

Sigara ve diğer tütün ürünleri, tüm kanser ölümlerinin %30'undan sorumludur. Sigara kullananlarda akciğer kanseri gelişme oranı, kullanmayanlara göre 20 kat fazladır. Akciğer kanserlerinden ölümlerin yaklaşık yüzde 90'ı sigara ilişkilidir. Ağız içi, baş boyun bölgesi, ses telleri, idrar kesesi ve yolları kanserleri ile pankreas kanseri de tütün kullanımıyla doğrudan ilişkilidir. Sigara kullananlarda meme kanseri riski de yükselir.

2.Alkolü ölçülü tüketin

Alkol doğrudan bir kanserojen olmamakla birlikte, aynı zamanda tütün ürünleri kullananlarda üst solunum yolları, ağız ve yemek borusu kanserlerine neden olabilir. Özellikle alkol derecesi yüksek sert içkiler, tütündeki kanserojenlerle birleştikleri zaman doku bozulması daha hızlı gelişir. Primer karaciğer kanseri, alkolik siroz zemininde de gelişebilir. Bırakamıyorsanız, az miktarda ve düşük alkollü bira ve şarap gibi içecekleri tercih edin.

3.Kilo almayın, hayvansal proteinleri, tütsülenmiş ve konserve yiyecekleri tüketmeyin

Kilo almayın. İdeal kilonuzu korumaya çalışın. Yağlı ve yüksek kalorili gıdalardan uzak durun. Hayvansal proteinleri ve özellikle kırmızı Eti az tüketin. Tuzda uzun süre bekletilerek pişirilmiş, tütsülenmiş et ürünlerini ve yüksek ısıdaki ateşte barbekü yapılarak kömürleştirilen ürünleri, nitrit koruyucu ilave edilmiş konserveleri kullanmayın. Yağ ve yüksek kalori ile hayvansal proteinler; meme, kolon, uterus ve kolon kanseri riskini artırır. Yüksek lifli gıdalar, sebze, meyve ve tahıllar ise kanser riskini azaltır. Lahana, karnabahar ve brokolide, allium bileşikleri içeren soğan ve sarımsakta yoğun olarak anti-kanserojen etki vardır. Özellikle koyu yeşil Yapraklı sebzeler, sarı ve koyu kırmızı renkteki meyvelerde, yeşil ve siyah çayda kuvvetli anti-kanserojen maddeler yer alır. Günlük 300 mg salisilik asitin kolon kanseri riskini azalttığı bilinmektedir.

4.Güneşten ve radyasyondan korunun

Solar ultraviyole radyasyon; malign melanom, yassı hücreli kanser ve bazal hücreli kanser gibi deri kanserlerinin riskini arttırır. Kanserojenik etki deri hücrelerinin DNA'sına direk hasar verir. Ultraviyole ışınları gen mutasyonlarına yol açarak da kansere neden olur. Tanı ve tedavi amaçlı iyonize radyasyona maruz kalan çocuklarda lösemi riski, normal popülasyona göre daha fazladır. Günümüzde bilgisayarlı tomografilerde yeni teknolojiler kullanarak çekim süresi kısaltılmış ve radyasyona maruziyet 5-10 kat azaltılmıştır. Yine de gereksiz ve çok sık çekimlerden kaçının. Magnetik Rezonans(MR) ile ise gösterilmiş bir risk yoktur.

5.Yaşadığınız çevreyi iyi seçin ve denetleyin

Yaşadığınız çevrede, toprakta ve binada asbestoz olmamasına dikkat edin. Bazı coğrafi bölgelerde topraktaki asbest nedeni ile akciğer, akciğer zarı ve karın zarında mesetelioma kanseri görülmektedir. Eski binalarda yalıtım amaçlı kullanılan asbest bir tehlike olarak varlığını sürdürmekte, binaların re-konstrüksiyonu sırasında asbeste maruziyet büyümektedir.

6.Biyolojik kanserojenlerden korunmak için aşı yaptrın

Hepatit B virüsü kronik karaciğer hastalığına ve karaciğer kanserine neden olabilir. B hepatit aşısı olarak, karaciğer kanserinden tamamıyla kurtulmak mümkün. Rahim ağzı kanseri HPV adlı bir virüs tarafından oluşturulur. Cinsel yaşamın başladığı yıllardan başlayarak erken yaşta aşılanmakla bu kansere karşı da korunmuş olunur. Midede yaşayan bir bakteri olan helicobacter pilori (Hp), kronik gastrite ve mide lenfomasına neden olabilir. Hp gastriti saptandığında uygun antibiyotiklerle tedavi edilmelidir.

7.Hareket edin, kilo verin

Obezite ve menopoz sonrası şişmanlama meme kanseri için ciddi bir risk faktörüdür. Düzenli egzersizler ve yürüyüş, hafif spor gibi fiziksel aktiviteler meme ve kolon kanseri riskini azaltır. ABD'de ilk adet yaşının giderek çok erken yaşlara kayması ve menopoz yaşının daha ileri yaşlara kalması sonucu meme kanseri vakası artmaktadır. Bu nedenle çocuklara egsersiz programları verilerek ilk adet yaşının geciktirilmesini hedefleyen ulusal programlar uygulanmaktadır.

8.Günde en az 8 saat uyuyun

Bağışıklık hormonları uykuda artar. İmmün hücreler dinlenir. Kesintisiz derin bir uyku, düzenli beslenme, stresten uzak huzurlu bir aile yaşamı, iş ortamı dışında eğlenceli hobiler edinmek ve iyi bir dost çevresi, düzenli fiziksel aktivite ile desteklenirse kanserden korunmak için optimal ortam sağlanmış olur.

9.Erken tanıyı ciddiye alın

Yılda en az bir kez check-up yaptırın. Doktora gitmek için mutlaka hastalanmayı ve hastalığın belirtilerini beklemeyin. Unutmayın ki hastalığa ait belirtiler başladığında ve sizi doktora başvurmaya zorladığında, birçok kanser için çok geç olmaktadır. Rahim ağzı kanseri için her yıl pap smear, meme kanseri için 40 yaş ile 50 yaş arasında 2 yılda bir daha sonra yılda bir yapılacak mammografi taramaları, 50 yaş üstü kolonoskopi ve gaitada gizli kan analizleri, sigara içenlerde akciğer bilgisayarlı tomografi taramaları ile kanserleri tedavi edilebilir erken evrelerde yakalamak mümkün olabilir.
Devamı...

23 Kasım 2011 Çarşamba

Göz Kazalarında İlk Müdahaleye Dikkat!


Gözümüze yabancı bir cisim battığında veya kimyasal bir madde kaçtığında genellikle yanlış müdahale ediyoruz. Gözü bol suyla yıkamanın önemli olduğunu belirten Göz Doktoru Op.Dr. Murat Ün, göz kazalarında ilk müdahaleyle ilgili önemli bilgiler verdi.

Vücudumuzda kendini yenilemeyen tek organ gözümüz. Bir cisim battığında veya kimyasal bir sıvı kaçtığında nasıl hareket etmeliyiz? Doktora gidene kadar geçirilen birkaç dakika göz sağlığımız açısından son derece kritik. Yanlış müdahale ile kalıcı körlüklere uzayan bir riski beraberinde taşıyor.

Kimyasal Madde Kaçtığında Gözünüzü Bol Su ile Yıkayın

Kuvvetli bir kimyasal madde (örneğin pil asiti, kezzap, laboratuar veya endüstriyel eriticiler, zehirler, kireç tozu) gözün saydam kısmına (kornea) temas ederse korneanın normal saydamlığı hızla bozulur. Dakikalar içinde hatta madde çok güçlü ise saniyeler içinde korneanın hassas hücreleri yanar. Bu durumda acil olarak yapılacak ilk yardım, gelecekte yapılabilecek herhangi bir tedaviden çok daha önemlidir. Derhal gözü yıkayarak kimyasal maddeyi uzaklaştırmalısınız. Gözü hemen yıkayın. Bunu yapmazsanız birkaç dakika içinde gözde kalıcı körlük gelişecektir. Gözü normal su ile yıkayın. Antidot aramayın. Hastanın yüzünü yukarı çevirin ve gözüne suyu dökün. Bu hastanın hoşuna gitmez ve yanığın yaptığı ağrı ve soğuk suyun iritasyonu nedeniyle gözlerini sıkarak kapatır. Göz kapaklarını tutarak açmanız gerekir. Göz veya göz kapaklarına bastırmayın. Kaşlarına veya yanağına bastırın. Hastaya yıkamanın önemini anlatın. Çok fazla su dökmenize gerek yok, nazik bir akıntı halinde yıkamanız yeterlidir. Kuvvetli bir alkali söz konusu ise gözü en az 15 dakika yıkamalısınız. Önemsiz yanıklarda o kadar uzun süre yıkamanız gerekmez. Ancak, gerçekten kötü bir maddeyi gözden uzaklaştırmak için birkaç dakika yeterli değildir. Su bulamadığınızda süt, alkolsüz içkiler, portakal suyu, çikolata sütü gibi sıvılar işe yarar.

Kanayan Göze Bastırmayın!

Göze kırık cam parçası, sivri bir tel, diken veya uçan bir metal parçası girdiğinde kesik oluşur. Giriş deliği çok küçük bile olsa göz içine mikrop taşıyarak apse oluşumuna ve körlüğe yol açar. Daha büyük bir yara ağzı gözün hassas yarı sıvı yapılarının dışarı kaçmasına neden olur. Böyle bir göze basınç uygulanması göz içeriğinin daha kolay dışarı çıkmasına yol açar. Gözde böyle bir kesi meydana gelirse kanama olur veya kesi yerinden sıvı dışarı çıkar. Havlu veya bezle sakın gözünüzü silmeyin, bastırmayın. Mümkünse bir kapakla göz kapatılmalıdır. Kağıt bir fincanın yarısını kesip kenarlarını aşağıya doğru kestikten sonra yanlara doğru açarak bir kapak yapılabilir. Kanayacak kadar kötü yaralanmış bir gözü basınç mahveder. Kanamaya bırakın, bir süre sonra duracaktır ve kanama hastanın ölümüne yol açmaz.

Toz Kaçan Gözü Ovuşturmak Korneayı Çizebilir

Gözünüze toz parçası veya sinek kaçtığında ovuşturmayın. Çünkü yabancı cismin korneayı çizmesine neden olabilir. Kornea içine gömülmüş bir toz parçasına ilk yardımı yapan kişi dokunmamalıdır. Tüm yapmanız gereken bir kağıt ve bez parçasını kıvırıp ucuyla yabancı cismi silerek almanızdır. Bu fazla bir acıya neden olmaz. Bazen partikül gözün üst yarısındadır. Bunları almak daha güçtür. Üst kapağı yukarı çekerken hastaya aşağı bakmasını söyleyin. Bazen yabancı cisim kapağın orta yüzündedir. Bunu almak için kapak ters çevrilmelidir. Göz hala batmaya devam ediyor ve siz de problemi göremiyorsanız bir doktora göstermek gerekir. Hasta bir metal üstüne metalle vuruyorken yabancı cisim gözüne fırladı ise küçük bir çelik parçası gözü delerek içeri girmiş olabilir. Böyle bir yaralanma yüzeyde görülemeyebilir. Hemen hemen hiç ağrı olmaz. Bu tip yaralanmalarda dikkatli olun. Koruyucu gözlük takmadan bu tip işleri yapmamaya özen gösterin.
Devamı...

17 Kasım 2011 Perşembe

Panik atağın bilinmeyenleri


Uykudan panik halinde kalkıyorsanız, durup dururken çarpıntı ve el ya da dudak çevresinde uyuşma yaşıyorsanız dikkat.Çağın hastalığı olarak görülen panik atak, yanı başınızda olabilir. Özel bir neden olmadan bir anda kalbiniz hızla çarpıyorsa, kalp krizi geçiriyormuş gibi hissediyorsanız, "Bana ne oluyor?" diye korkmaya başlıyorsanız panik ataktan şüphelenebilirsiniz. Yaygın anksiyete bozukluklarının bir çeşidi olan panik atak, spesifik bir korkudan dolayı yaşanmıyor. Bu durum bilinmedik bir sebepten, bilinçaltındaki bir olayla birleşerek ortaya çıkabiliyor.
NEFES ALIŞA DİKKAT!

Panik atak başladığında hastaların büyük çoğunluğunda aynı belirtiler görülüyor. Bu belirtiler arasında çarpıntı, korku, heyecan, terleme, kasılma ve uyuşma ilk sıralarda yer alıyor. Panik atak krizi geçiren kişiler endişeyle "Bana ne oluyor, ölüyor muyum?" gibi korkular yaşıyor. Panik atak hafif başlıyor, fakat hızlandığında hasta derin nefes alma ihtiyacı duyuyor. Ancak derin nefes almak atağın daha da şiddetlenmesine yol açıyor. Çünkü vücutta bir savunma mekanizması olarak adrenalin salgılanmaya başlıyor. Aynı anda hem solunum hızı ile oksijen yükseliyor hem de kalp çarpıntısı artıyor. Adrenalinin vücutta yarattıkları, kişinin daha fazla panik olmasına neden oluyor. Çarpıntı artıyor, solunum da bu durumla baş etmek için hızlanıyor. Bu durumda yavaş yavaş dudakların etrafında uyuşma, hissizleşme başlıyor. Hissizleşme sonrasında kişi "Bana bir şey oluyor" duygusunu daha çok hissetmeye başlıyor. Vücutta kasılmalar ve uyuşmalar başlıyor. Panik atak krizi sırasında hasta rahatlamak için aşırı soluk alıp vermeye başlıyor, fakat bilmeden durumun daha da kötüleşmesine neden oluyor. Çünkü fizyolojik olarak solunumu düzenleyen merkezde karbondioksit ile oksijenin belirli oranda ve belirli dozda olması gerekiyor. Ancak bu şekilde rahat solunum yapılabiliyor.

Karbondioksitin rahatlatma ve yumuşatma etkisi var, bundan yararlanmak gerekiyor. Hiperventilasyon, yani aşırı soluk alıp verme olduğunda işleyiş bozuluyor. Panik atak sırasında kişinin, nefes aldıktan sonra nefesini dışarı vermeden biraz tutması ve yavaş yavaş vermesi gerekiyor. Bu sayede karbondioksit vücutta biraz daha tutularak, oksijenin yükselip karbondioksidin düşmesiyle yaşanan damar büzüşmesi engelleniyor. Aksi halde, damarlar büzüşünce kanlanma bozuluyor ve uyuşma hissediliyor. İyonize kalsiyum da azaldığı için kramp, uyuşma, kol ve bacakta kramplar görülebiliyor.
BİR ANDA ORTAYA ÇIKIYOR

Korku objesine tepki vermek, normal bir davranış. Örneğin, havlayarak koşan bir köpek korkuya neden olabiliyor. Kişi böyle bir durumda irkilerek reaksiyon verebiliyor. Fobilerde de korku objesine yönelik abartılı panik duygusu söz konusu. Ayrıca bilinmeyen ve bilinçaltında olan bir çağrışımla hiç beklenmedik bir zamanda, örneğin yemek yaparken ya da gece uyurken, bu tür korkular yaşanabiliyor. Bu durum bilinmedik bir sebepten, içsel bir çağrışımla bilinçaltındaki olayla birleşerek ortaya çıkıyor. İşte bu durumda da panik ataktan şüphelenilmesi gerekiyor.
BAŞKA HASTALIKLARIN BELİRTİSİ OLABİLİR

Bazen panik atak başka hastalıklarla da karışabiliyor. Hastada teşhisi konmamış hipertiroidi bulunabiliyor. Aşırı çarpıntı, terleme, yüksek tansiyon şikayetleri bunun belirtisi olabiliyor. Kalple ilgili bazı rahatsızlıklarda da aynı tepkiler görülebiliyor. Hipoglisemiye giren biri de bu şekilde hissedebiliyor. Bazen de ailede paniğe yatkın kişiler varsa, kişi çocukluktan itibaren paniğe alışmışsa aynı belirtiler yaşanabiliyor.
TEDAVİ EDİLEBİLEN BİR HASTALIK

Panik atak hastaları, ilk krizinde çoğunlukla acil servise başvuruyor. Orada kişiyi rahatlatmak için ilaç veriliyor. Fakat böyle bir durum yaşayan kişinin atak geçince hastalığını ihmal etmemesi, mutlaka bir psikiyatri uzmanına başvurması gerekiyor. Paniğe neden olan sebeplerin araştırılması tedavide büyük önem taşıyor. Hastaya ilk olarak heyecanının giderilmesi için diazepam grubu ilaçlar veriliyor. Ayrıca psikiyatrik muayene yapılıyor ve modern antidepresanlardan yardım alınıyor. Terapiler de bu kişilerin tedavisinde oldukça etkili oluyor. Çünkü semptomlar aynı olmakla beraber her bireyin dinamiğinin farklılığı nedeniyle terapi gerekiyor. Panik atak tedavi edilmediğinde ise bu kişilerde sosyal izolasyon görülebiliyor. Toplu taşıtlara binemiyor, köprüden geçemiyor; yaşamlarını her an bir şey olabilir korkusuyla yaşıyorlar.

Panik atak hastaları genelde titiz, gergin, çabuk kaygılanan, çabuk heyecanlanan kişiler oluyor. Hastaların hemen hepsinde, birkaç ay öncesinden heyecan belirtileri başlamış oluyor. Bazı ilaçlar, gençlerin ilk sigara ya da ilk içki içmede yaptıkları acemice hatalar da panik atağa neden olabiliyor. Kadınlarda daha sık görülüyor Yapılan araştırmalar, panik atağın 20-45 yaş arasındakiler ile kadınlarda daha çok görüldüğünü ortaya koyuyor. Bazı biyolojik olaylarda da panik atağa yatkınlık olabiliyor. Örneğin, obsesif kompulsif bozukluklarda, fobik hastalıklarda ya da aniden bir yakınını kaybetme durumunda kişinin 'yedek enerji' denilen güçlü yanları harekete geçemiyorsa, panik atak görülebiliyor. Bazen gençlerde okul değiştirme, yurtdışına gitme gibi durumlarda da panik atak yaşanabiliyor. İşten ayrılma, yeni duruma adaptasyon dönemleri de bu hastalığın nedenleri arasında yer alıyor.
Devamı...

15 Kasım 2011 Salı

HIV’de yaşam süresi beklentisi artıyor!


British Medical Journal dergisinde yayınlanan araştırmanın sonuçlarına göre, İngiltere'de antiretroviral tedavi gören hastaların yaşam süresi beklentisi önemli oranda arttı.İSTANBUL - Araştırmada hastaların CD4 hücre sayısı 350 hücre/mm3 düzeyindeyken, HIV tedavisi başlanıldığında beklenilen ortalama yaşam süresi yaklaşık 75 yıl olarak belirlenmiş.

Araştırmada, CD4 hücre sayısı 200 hücre/mm3 düzeyindeyken tedaviye başlamak daha kötü bir seyir ile ilişkili bulunduğundan, gelişmiş HIV testlerini uygulamanın ve erken dönemde tedaviye başlamanın önemine dikkat çekiliyor.

Çalışmalar, HIV ile enfekte kişilerde ortalama yaşam süresi beklentisinin İngiltere'deki tüm nüfus ile karşılaştırıldığında 13 yıl daha düşük olduğunu gösteriyor. HIV kronik süreçli ve kontrol edilebilir bir durum olarak görülüyor ve doğru tedavi ile bakım ile birçok hastada iyi bir gidişat gösteriyor. Etkili HIV tedavisinin geliştirildiği dönemler için ölüm oranını ortaya koyan birçok çalışma mevcutsa da yaşam beklentisinin ne kadar süre olduğu üzerine az sayıda çalışma bulunuyor.

Araştırmacılar, hayatını daha iyi planlamak isteyen bireyler, sigorta kurumları ve hizmet sağlayıcılar için yaşam süresi beklentisi verilerinin önem taşıdığını belirtiyor
Devamı...

Tiroid kadınları tehdit ediyor

Tiroid göz hastalığı, hipertiroidi veya graves hastalığı ile ilişkili vücudun savunma mekanizma sistemi ile ilgili bir durumdur diyen Polatlı "Bu hastalıkta en önemli risk faktörü hiper tiroidi varlığıdır. Yaşı ilerlemiş kişilerin yanında kadınlarda ve sigara kullananlarda daha sık görülür" diye konuştu.

Tiroid göz hastalığının tedavisi, genellikle bir göz doktoru ve bir endokrinoloji hekimi işbirliğini gerektirdiğini belirten Aydın Göz Hastanesi Hekimlerinden Op. Dr. Özlem Polatlı  İlk aşama sırasında belirtiler yavaş yavaş ortaya çıkar ve 36 ay kadar sürebilir. Bu süreden sonra gözdeki belirtileri genellikle aynı şekilde seyreder. Hastalığın fark edilmesinden sonraki bu ilk aşamada, tedavi hastalığın seyrini izlemek ve çift görmenin engellenmesi ve görmenin korunması yanı sıra temel hipertiroidi tedavisi yapmayı içerir. İkinci aşaması kalıcı değişiklikleri düzeltme tedavisi ile ilgilidir. Çift görme ilk aşamasından sonra devam ediyorsa, bu da cerrahi ile düzeltilebilir. Hastaların çoğunda sadece destekleyici tedavi gerektirir. Çoğu hastada görmeyi tehdit edici komplikasyonlar ortaya çıkmaz. Hastalığın 18-36 ayına kadar hastaların üçte ikisi tedaviye olumlu yanıt veren bir seyir gösterir. Ancak, nadir fakat ciddi bir komplikasyonların engellenmesi ve görme kaybının önlenmesi için hastaların düzenli takip edilmesi gerekmektedir" dedi.
Devamı...

4 Kasım 2011 Cuma

Diş Sağlığı ve Bakımı, Diş Sağlığımızı Korumak İçin Neler Yapmalıyız

Diş Sağlığı Nedir
Biz dişhekimlerinin amacı, ağız ve dişlerin doğal yapısını korumaktır. Bunu ise daha çok koruyucu ve önleyici dişhekimliği hizmetleriyle sağlarız.
0-14 yaş arası çocukların süt dişleri ve daimi dişlerinin sağlıklı gelişimini ve korunmasını sağlamak, bu anlamda onlara gereken bilinç ve davranış şekillerini öğretmek sayesinde, dolgu, diş kaybı, protez vs. işlemler belkide tarih olacaktır. Bunlar sadece çocukluk döneminde değil, hayatımızın ilerleyen yaşlarında da problemsiz dişlere saahip olmamızın garantisidir.
Diş Sağlığının Önemi
Diş Sağlığı
Diş Sağlığı
Çocukların ağız bakımlarının iyileştirilmesi ve daha sağlıklı bir duruma getirilmesinde kanımca en önemli faktör; iyi bir hatsa hekim ilişkisi oluşturmaktır. Kurulan iletişim sayesinde çocuğun korku ve eendişeleri azaltılıp kendini güvende hissetmesi sağlanılır. Sonuçta da ihtiyacı olan her türlü tedaviyi korkusuzca yaptırır.
Diş Sağlığı İçin Yapılması Gerekenler
Çocukluk döneminde yaptırılacak tedavi başlıklarını şöyle özetleyebiliriz;
Diş Sağlığını Korumak İçin Neler Yapmalıyız
1- Fissür Örtücü Uygulamaları: Dişleri çiğneyici yüzeylerindeki girintilerin özel maddelerle kapatılması ve çorük oluşumunun önlenmesidir. Bu işlem henüz çürük başlamadan yeni sürmüş tüm azı ve küçü azı dişlere uygulanmalıdır.
2- Fluorid Uygulamaları: Dişlerin çürümesini önlemek ve dişlerin yapısını kuvvetlendirmek amacıyla dişhekimleri tarafından fluoridin dişlere yüzeysel olarak uygulanmasıdır. Dişler bu şekilde çürüğe daha dirençli olurlar. Çilekli, kayısılı, portakallı tatları mevcut olup, 6 aylık periyotlarla tekrarlanabilir.

3- Yer Tutucular: Erken süt dişi kayıpları nedeniyle ortaya çıkabilecek sorunların ve diş kaymalarının önlenmesi amacıyla yapılırlar. Sabit ve hareketli çeşitleri vardır. Erken yaşta süt dişi çekimlerinde yer tutucular yapılmazsa; dişlerde çarpıklıklar ve erken yaşta ortodontik problemler görülebilirler.



Diş Sağlığını Korumak İçin Neler Yapmalıyız
Diş Sağlığını Korumak İçin Neler Yapmalıyız

4- Kötü Alışkanlıkların Kontrolü: Parmak, dil emme, tırnak yeme, kalem dişleme vs. alışkanlıkların engellenmesi, bu amaçla gerekirse önleyici plakların yapılması gerekmektedir.

5- Konservatif Tedavi: süt dişleride tıpkı kalıcı dişlerde olduğu gibi tedavi edilmelidir. Çürük dişleri olan çocuklar rahat yemek yiyemedikleri için gelişimleride olumsuz etkilenmektedir. Bu yüzden dişhekimi gerekli görürse küçük müdahalelerle dolguların yapılması, erken dönemde çürüklerin giderilmesi gereklidir.

6- Ağız-Diş Sağılı Eğitimi: Hekimler tarafından çocuklara nasıl diş fırçalanmaları gerektiği, nasıl diş ipi kullanılacağı, fırça özelliklerinin nasıl ve ne biçimde olması gerektiği anlatılmalıdır. Önemli olan husus; doğru seçilmiş bir fırça ile ağzın tüm bölgelerine ulaşmak ve gıda artığı bırakmamaktı. Fırçalama belirli bir düzen içide yapılmalı ve en az 2-3 dakika sürmelidir. Sert fırçalamadan kaçınılmalıdır.

7- Rutin Diş Hekimi Kontrolü: Diş gelişiminin takip edilmesi ve henüz sorun yokken çocukların dişhekimleriyle tanışmaları sağlanmalıdır. Yüksek çürük risik olan ve karışık dişlenme dönemindeki çocuklar (6-12 yaş) daha sık aralıklarla dişhekimine gitmelidirler.
Sonuç olarak çocuklarımızın daha beyaz gülüşlere ve sağlıklı dişlere sahip olmaları, onların genel sağlıklarınıda olumlu etkileyecek ve ileride daha sağlıklı yetişkinler olmalarınıda sağlayacaktır.
Derya KONYAR
Diş Hekimi
Devamı...

1 Kasım 2011 Salı

Dengesiz beslenmeye bağlı şişmanlık kalbi yoruyor

Özel Side Anadolu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Fatih Demircioğlu, dengesiz beslenmeye bağlı kilo alımının kalp krizini tetiklediğini söyledi.
Demircioğlu, asrın hastalığı haline gelen obezitenin (vücutta yağ artımı) temelinde dengesiz beslenmeden kaynaklandığına dikkat çekti. Kalp sağlığının korunması için yağlı, tuzlu ve hamur ağırlıklı yiyeceklerden kaçınılması gerektiğini belirten Demircioğlu, kalp sağlığını ikinci korumada en önemli etkenin ise sabahları düzenli bir şekilde yürüyüş yapmayı tavsiye etti. Demircioğlu, şunları söyledi:
"Kalp sağlığını korumanın yolu dengeli beslenmeden geçiyor. Mideyi tıka basa doldurmak kalp sağlığına zarar verir. Kalbi yoracak aşırı yağlı ve tuzlu yiyeceklerden kaçınalım. Midemizi korursak kalbimizi de koruruz. Gelişigüzel gıda tüketerek dengesiz beslenmeyelim. Aşırı kilo kalp krizini tetikler. Vücudu hareketsiz hale getirir. Hantallaştırır."
TURİSTLER KALP SAĞLIĞINI DÜZENLİ YÜRÜYÜŞ YAPARAK KORUYOR
Demircioğlu, Manavgat'a tatile gelen ve yerleşik yabancıların kalp sağlığını korumaya özen gösterdiklerini söyledi. Tatile gelen yabancı konukların, ülkelerinde yaptırdıkları rutin sağlık kontrollerini Türkiye'de de yaptırdıklarını belirten Demircioğlu, Avrupalı yaşlı turistlerin kalp sağlığını korumak için kaldıkları bölgelerde düzenli sabah sporlarını yaptıklarını ifade etti. Demircioğlu, kalp sağlığı için başta sigara olmak üzere zararlı alışkanlıklardan uzak durulması gerektiğini kaydetti.
Cihan Haber Ajansı
Devamı...

31 Ekim 2011 Pazartesi

Bebek masajının önemi

Masaj, anne ve bebek arasında bağ kuruyor.

Masaj uygulanan bebeklerde stres hormonu olarak da bilinen kortizol seviyesi, masaj uygulanmayanlara göre daha düşük seviyede olur. Bebeklerin daha iyi uyuması ve rahatlatılabilmesinin yollarını arayan anne babalar için bebek masajı çok faydalıdır.
Bebek masajı anne ve bebeğin birbirleri ile tanışıp ilişkiyi başlatma ve geliştirmesi için önemli bir role sahiptir. Yeni doğan bebeklerinin geceleri uyumasını sağlamak isteyen anne babalar onlara masaj yapmayı denemeliler.
Yapılan araştırmalar sonucu, masajın bebeklerdeki stres seviyesini beşikte sallanmak kadar iyi azalttığı; daha iyi uyumalara ve daha az ağlamalara yararı olduğu biliniyor. Aynı zamanda masaj anne-baba ve bebek arasındaki bağları geliştirip kuvvetlendirebilir. Araştırmalar sonucu masajın doğum sonrası depresyonu olan annelerle bebekleri arasındaki ilişki ve yakınlığı daha iyi şekillendirdiği de anlaşılıyor. Bebek masajı, bebeğin gözlerinin içine yumuşakça bakarken vücuduna, baştan ayak ucuna kadar hafifçe dokunmayı gerektiriyor. Ve uygulanan basınç çok nazik olmalı ve basit bir dokunmadan, cilt yüzeyi altındaki kasların hafifçe hareketine kadar değişik şekillerde olmalıdır.

MASAJ UYGULARKEN:

* 15 dakika süreyle rahatsız edilmeyeceğiniz bir ortamda olduğunuzdan emin olun. Rahat bir ortam için ve ikinizi de gevşetmek için hafif bir müzik çalın.
* Odanın ılık olmasına ve masaj süresince de böyle kalmasına özen gösterin. Bebeğinizi yatıracağınız yumuşak bir yüzey hazırlayın. Temiz bir altbezi ve yumuşak bir havlu masaj süresince hazır bulundurmalısınız. Masajı banyo sonrası bebek çıplakken yapmak en doğrusudur; ancak bunun yanı sıra size uygun olan başka bir zamanda da yapılabilir.
* Bebeğe masaj yapılırken çok fazla şeye gerek yoktur. Yumuşak formüllü bir bebek yağı kullanılırsa, masaj sırasında sürtünme dolayısıyla bebeğin derisi zedelenmez. Herhangi bir lezyon oluşursa masaja ara verin.
* Ellerinizin bebeğin derisi üzerinde kaymasını sağlayacak kadar yağ kullanın. Önce hafif dokunuşlarla başlayın ve daha sonra bebeğiniz masaja alıştıkça hafifçe bastırarak masajı sürdürün.
* Bebeğinizin daha da rahatlamasını sağlamak için, onun dikkatini bedeninin bir noktasına toplamasını sağlayın ve ona nasıl davranacağını öğretin. Örneğin bir kolunu tutun. Kolu hafifçe sallarken ona "rahatla" deyin ve gülümseyin. Bu, bebeğin dikkatini kendi vücudu üzerinde yoğunlaştırmasını ve rahatlamasını sağlar.
DR. HAMZA YAZGAN
Devamı...

30 Ekim 2011 Pazar

Türkiye'nin sağlığı belli oldu!

TÜİK 2010 yılı Türkiye Sağlık Araştırması istatistiklerini açıkladı. İlk defa 2008 yılında gerçekleştirilen Türkiye Sağlık Araştırması’nın ikincisi 2010 yılı Mayıs ayında Türkiye genelinde uygulandı.
0-6 yaş grubundaki çocukların yüzde 31.6’inde üst solunum yolu enfeksiyonunun en yaygın hastalık olduğu tespit edilirken 7-14 yaş grubundaki çocuklarda yüzde 23.9 ile ağız ve diş sağlığı sorunları ilk sırada yer aldığı tespit edildi. 15 ve daha yukarı yaştaki bireylerin yüzde 47.6’sının tansiyon ölçümünü yaşamları süresince en az bir kez yaptırdığı belirlenirken, bu nüfusun yüzde 16.9’unun obez ve yüzde 33’ünün fazla kilolu olduğu görüldü. 15 ve daha yukarı yaştaki bireylerin en yüksek ilk 5 hastalık grubunu; bel bölgesi kas iskelet sistem problemleri, hipertansiyon, romatizmal eklem hastalığı, mide ülseri ve kireçlenme oldu.

TÜİK 2010 yılı Türkiye Sağlık Araştırması istatistiklerini açıkladı. İlk defa 2008 yılında gerçekleştirilen Türkiye Sağlık Araştırması’nın ikincisi 2010 yılı Mayıs ayında Türkiye genelinde uygulandı. Araştırmanın sağlık alanında hem ulusal hem de uluslararası düzeyde birçok göstergenin elde edilebilmesine imkan tanıması açısından önem taşıdığı vurgulandı. Yapılan araştırma ile bebek, çocuk ve yetişkinlere ait idari kayıtlar yöntemiyle ulaşılamayan birçok gösterge hesaplanabilmekte.

Buna göre, haber bülteninde 0-6, 7-14 ve 15 ve daha yukarı yaştaki bireylerin yaşadıkları hastalık veya sağlık problemlerinin yanı sıra 15 ve daha yukarı yaştaki bireylerin tansiyon, kolesterol ve kan şekeri profilleri ile beden kitle indeksine ait bulgulara yer verilmekte.
Araştırmanın alan uygulamasından önceki son 6 ay içinde, 0-6 yaş grubundaki çocuklarda yüzde 31.6 ile üst solunum yolu enfeksiyonu en yaygın görülen hastalık olarak tespit edildi.

Yüzde 25.5 ile ishal, yüzde 9.6 ile bulaşıcı hastalıklar, yüzde 9.4 ile kansızlık (demir eksikliği anemisi vb.) ve yüzde 7.8 ile ağız ve diş sağlığı sorunları en sık görülen hastalık veya sağlık sorunu oldu. Türkiye geneline hastalık görülen erkeklerin oranının, kadınların oranından daha yüksek olduğu tespit edildi.

-7-14 YAŞ GRUBUNDAKİ ÇOCUKLARDA YÜZDE 23.9 İLE AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI SORUNLARI İLK SIRADA-

Araştırmanın alan uygulamasından önceki son 6 ay içinde; 7-14 yaş grubundaki çocuklarda yüzde 23.9 ile ağız ve diş sağlığı sorunları ilk sırada yer aldı. Bunu; yüzde 14,2 ile enfeksiyöz hastalıklar, yüzde 13.3 ile göz ile ilgili sorunlar, yüzde 5.6 ile cilt hastalıkları ve yüzde 4.7 ile beslenme ile ilişkili hastalıklar takip etti. Oranlara kent-kır ayrımında bakıldığında kırsal yerlerdeki cilt hastalıkları oranının kentsel yerlerden daha yüksek olduğu gözlenmekte. Kırda ve kentte cilt hastalıkları problemi yaşayan kadınların oranı erkeklerin oranından yüksek oldu.

-15 YAŞIN ÜSTÜNDEKİLER BEL BÖLGESİ KAS İSKELET SİSTEMİNDEN ŞİKAYETÇİ-

15 ve daha yukarı yaştaki bireylerin yüzde 16.4’ü bel bölgesi kas iskelet sistem problemleri yaşadığını beyan etti. 15 ve daha yukarı yaştaki bireylerden kronik hastalık veya sağlık sorunu yaşadıklarını belirten bireylerin verdikleri yanıtlara bakıldığında en yüksek ilk 5 hastalık grubunu sırasıyla; bel bölgesi kas iskelet sistem problemleri (yüzde 16.4), hipertansiyon (yüzde13.2), romatizmal eklem hastalığı (yüzde 10.9), mide ülseri (yüzde 9.6) ve kireçlenme (osteoartrit, artroz, dejenefatif eklem hastalığı) (yüzde 8.4) oluşturdu. Türkiye genelinde oranlara bakıldığında kadınlardaki oranların erkeklerden yüksek olduğu gözlendi. Kent ve kır ayrımında ise her bir hastalık grubunda hem erkeklerde hem de kadınlarda kırdaki oranlar kentteki oranlardan yüksek oldu.

-15 YAŞIN ÜZERİNDEKİ BİREYLERİN YÜZDE 47.6’SI TANSİYON ÖLÇÜMÜNÜ YAŞAMLARI SÜRESİNCE EN AZ BİR KEZ YAPTIRMIŞ-

15 ve daha yukarı yaştaki bireylerin yüzde 47.6’sının tansiyon ölçümünü yaşamları süresince en az bir kez yaptırdığı belirlendi. Yaşamları süresince kolesterol ve kan şekeri ölçümlerini en az bir kez yaptıranların oranı sırasıyla; yüzde 28.5 ve yüzde 30.2’dir. Kolesterol ve kan şekeri ölçümünde kentsel yerlerde yaşayan bireylerin ölçüm yaptırma oranı daha yüksek oldu. Tansiyon ölçümünde ise kırsal yerlerde yaşayan bireylerin ölçüm yaptırma oranının yüksek olduğu gözlendi. Cinsiyet ayrımında oranlara bakıldığında kentsel ve kırsal kesimde yaşayan kadınların ölçüm yaptırma oranlarının erkeklerden yüksek olduğu belirlendi.

-15 VE DAHA YUKARI YAŞTAKİ NÜFUSUN YÜZDE 16.9’U OBEZ VE YÜZDE 33’Ü FAZLA KİLOLU-

15 ve daha yukarı yaştaki nüfusun yüzde 16.9’unun obez ve yüzde 33’ünün fazla kilolu olduğu görüldü. Vücut kitle indeksi; vücut ağırlığının (kilogram), boy uzunluğunun metre cinsinden karesine bölünmesiyle hesaplanmakta. Araştırmada boy ve kilo değerleri beyana dayalı olarak derlenmekte. Erkeklerde fazla kilolu veya obez olanların oranı yüzde 50.5 iken kadınlarda bu oran yüzde 49.4 oldu. Kentsel ve kırsal alanlarda yaşayan kadınlarda obez oranı hemen hemen eşit gözükmekle birlikte, her iki yerleşim yerinde de erkeklerin obez oranından yüksek olduğu tespit edildi. Fazla kilo grubunda ise yüzde 37.3 ile erkeklerin oranı, yüzde 28.4 olan kadınların oranından daha yüksek oldu.
.
Devamı...

En iyi öksürük şurubu bir yudum su

Öksürük; kimi zaman insanı gece boyunca uykusuz bırakırken, kimi zaman da topluluk içinde oldukça zor durumda kalmasına yol açıyor. ..Öksürük; kimi zaman insanı gece boyunca uykusuz bırakırken, kimi zaman da topluluk içinde oldukça zor durumda kalmasına yol açıyor. Öksürüğü dindirmek için bol bol su içmek gerektiğini belirten uzmanlar "En güçlü öksürük şurubu sudur" diyor

Havaların soğumasıyla birlikte sıkça yakındığımız öksürüğün mevsimi başladı. Pek çok kişinin, gribe bağlı geliştiğini düşündüğü için ciddiye almadığı öksürük; aslında ciddi hastalıkların önemli habercisi olabiliyor.

ASTIMIN ARTMA ZAMANI
Acıbadem Kozyatağı Hastanesi'nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Ceyda Erel Kirişoğlu, öksürüğün hangi hastalıkların belirtisi olduğunu, bu sorunla baş etmek için ne tür önlemler almamız gerektiğini anlattı.
Sohbaharda öksürük hangi etkenlerle ortaya çıkıyor?
Sonbahar ve kış aylarında ortaya çıkan öksürük, genellikle nezle ve grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı gelişiyor. Bu aylarda alerji, akut bronşit gibi alt solunum yolu enfeksiyonlarının yanı sıra KOAH ve astım alevlenmelerine bağlı olarak da sıkça görülüyor. Ancak öksürük, mevsime bağlı olmayan birçok hastalık nedeniyle de ortaya çıkabiliyor.
Mevsime bağlı olmayan hastalıklar neler?
Örneğin reflü, öksürüğün en sık görülen nedenlerden biri. Ülkemiz gibi yoğun sigara içilen ülkelerde sık görülen bir neden ise kronik bronşit. Öksürüğü en sık tetikleyen faktörlerin başında, sigara ve toz geliyor. Sık görülen başka bir neden de psikolojik faktörler ve bunun başında da endişe hali nedeniyle ortaya çıkan öksürük geliyor.

KANSER HABERCİSİ OLABİLİR
Kanserle ilgisi olabiliyor mu?
Öksürük; bazı tansiyon ilaçlarının yan etkisi olmanın ötesinde yaşamı tehdit edebilecek akciğer kanseri, mesleksel akciğer hastalıkları, kalp kapak hastalıkları, yemek borusu veya mide kanseri gibi hastalıkların da habercisi olabiliyor. Üst solunum yolu tümörleri, zatürree ve solunum yetmezliğine neden olabilecek diğer kronik akciğer hastalıkları da öksürükle kendini gösteriyor. Bu nedenle, öksürüğün kesinlikle ihmal edilmemesi ve altta yatan nedenin mutlaka

3 HAFTADAN SONRA DOKTORSUZ OLMAZ
Üç haftadan iki aya kadar devam eden öksürüklerin nedeni genellikle ciddi oluyor. Ancak sadece süre değil, aynı zamanda buna eşlik eden yakınmalar da dikkate alınmalı.
Öksürükle birlikte balgam, hırıltılı solunum, 38 dereceye varan ateş, nefes darlığı, kan tükürme, göğüs ve sırt ağrısı gibi yakınmalardan biri bile gelişirse; zaman kaybetmeden doktora gidilmelidir.


AĞRI KESİCİ VE ATEŞ DÜŞÜRÜCÜ İŞE YARIYOR
Öksürük bir semptom (belirti) olduğu için bu sorunun ortadan kalkması ancak altta yatan hastalığın tedavisi ile mümkün olabiliyor.
Her koşulda sigara içilmemesi çok önemli... Üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarında, günlük sıvı miktarının artırılması gerekiyor.
Öncelikle su, ardından bitkisel çaylar, C vitamini içeren taze sıkılmış meyve suları içilmeli.
Bol sıvı alımının yanı sıra; burun akıntısını azaltacak ilaçlar, istirahat, gerektiğinde ağrı kesici veya ateş düşürücü ilaç gerekebilir.
Öksürüğün altında yatan sebep zatürre ise evde veya hastanede antibiyotik tedavisi gerekiyor.


Balgamlı öksürüklerde, balgamı yumuşatan ve parçalanarak ciğerlerden çıkmasını kolaylaştıran ilaçlar kullanılıyor. ALTINDA YATAN NEDEN MUTLAKA TEŞHİS EDİLMELİ
Öksürük,savunma sisteminin önemli bir savunma mekanizması. Bu nedenle sadece öksürüğün geçirilmesi değil altında yatan hastalığın tanınması ve mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor.

GECİKMEYİN
Tedavi için geç kalındığında ortaya çok ciddi tablolar çıkabiliyor. Mesela üst solunum yolu enfeksiyonlarının ardından zatürre (pnömoni) gelişebiliyor.
Ayakta tedavi edilebilecek bir zatürre vakası, doktora gitmekte gecikildiği zaman yoğun bakım ünitesinde takip gerektirebilecek kadar şiddetlenebiliyor.

KALİTE DÜŞER
Vaktinde doktora gitmemek; erken evrede yakalanabilecek akciğer, mide, yemek borusu veya üst solunum yolu kanserlerinin tanısında gecikmeye de yol açabiliyor.
Bu tür gecikmeler de şüphesiz hastamızın yaşam süresinin kısalması ve yaşam kalitesinin düşmesi anlamına geliyor.

ÖKSÜRÜK KRİZİNİ ETKİSİZ HALE GETİRECEK TÜYOLAR
GÜNDE İKİ LİTRE SU İÇİN
Özellikle soğuk algınlığına bağlı öksürüklerde bol su içmeniz şart. Günde en az iki litre su içmeyi ihmal etmeyin. Çay içerek su ihtiyacınızı giderdiğinizi düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Çünkü hiçbir sıvı, suyun yerini tutmuyor.

C VİTAMİNLİ MEYVE SUYU
Üst solunum enfeksiyonuna bağlı olarak gelişen öksürük vakalarında, bol su tüketiminin yanı sıra C vitamininden zengin meyve suları da içilmeli. Portakal ve mandalina gibi meyveler yenmeli.

ODAN IZDAKİ NEM DÜZEYİNİ AYARLAYIN
Özellikle sonbahar ve kış aylarında, iç mekanlardaki hava kuruyor. Bunun sonucunda da solunum yolları kuruyor. Bu mevsimde oturduğunuz odadaki nem düzeyi, daima yüzde 30 ila 50 arasında olmalı. Nem oranını bu seviyeye getirmek için evinizde klima veya nem giderici cihazlar kullanabilirsiniz.

SİGARA PAKETİNİ HEMEN ÇÖPE ATIN
Sigara; hem öksürüğe neden olurken, hem de solunum yolunu koruyan mekanizmaları bozuyor. Solunum yollarımızda yürüyen merdiven şeklinde; akciğere gelen tozu ve yabancı maddeleri yukarı doğru süpüren yapılar bulunuyor. Bu yapılar içilen her sigara ile bir saat süreyle felç olup duruyor. Günde bir paket sigara içildiğinde akciğerin bu koruma mekanizması, 20 saat süreyle devre dışı kalıyor. Sigara paketini çöpe atın!

YAŞADIĞINIZ YERDE TOZA GEÇİT VERMEYİN
Alerjik yapınız varsa nevresim ve yastık kılıfını en az 55 derece ısıda yıkayın. Yatak örtüsü, perde seçiminde sık yıkanabilecek özellikteki pamuklu örtüleri tercih edin. Yastık ve yorganınızı, sentetik materyalden tercih edin ve en az ayda bir yıkayın. Kumaş kaplı eşyalar yerine deri, sentetik veya ahşap mobilyaları tercih edin. Ortamda mümkün olduğunca az eşya bulundurun. Kitap gibi çok toz tutabilen eşyaları kapalı dolaplar içinde tutun. Ev içinde saksıları ve bitkileri azaltın.

YATMADAN ÖNCE YEMEK YOK
Reflünüz varsa öksürük nöbetlerini önlemek için yatmadan üç saat önce yemek yemeyi bitirmiş olmalısınız.
Çay, kahve, gazlı içecekler ve çikolata gibi reflünün şiddetlenmesine neden olan besinleri tüketmeyin. Kilo almamaya çalışın ve sıkı giyeceklerden kaçının.

ESRA TÜZÜN.
Devamı...

Erken teşhisi en kolay kanser

Rahim ağzı kanseri, dünyanın en hızlı kontrol altına alınan kanser türü olarak bilinir. Smear testiyle erken teşhis edilen hastalığın aşısı ise korunmada etkilidir.Rahim ağzı kanseri, dünyanın en hızlı kontrol altına alınan kanser türü olarak bilinir. Smear testiyle erken teşhis edilen hastalığın aşısı ise korunmada etkilidir. Erken evrelerde tedavi başarılı olur

Human Papilloma Virüsü'nün (HPV) etken olduğu kabul edilen rahim ağzı kanseri; çok erken dönemde belirti vermez. İleri evrelerde en sık görülen belirtisi ise genital kanamadır. Kanama, çok şiddetli olabileceği gibi lekelenme şeklinde olabilir.

3 AY SONRA TEKRAR
Hastaya servikal smear testi yapılması; erken teşhis için günümüzde en yaygın kullanılan tarama yöntemidir. Şüpheli olan bulgularda, smear testi üç ay sonra tekrar edilmelidir.

İlerlemiş tümörün yayılımına bağlı olarak; ağrı, bacakta şişme, kötü kokulu vajinal akıntı, rektal kanama ve idrarda kan gibi çeşitli yakınmalar görülebilir.
Aktif bir kanama varsa vajinal tampon uygulanıp hasta gözlem altına alınabilir. Bu hastalara öncelikle jinekolojik muayene yapılmalıdır. Bu aşamada ilk teşhis konabilir. Vajinal muayene sonrasında ise hasta, rektal kontrolden geçirilmelidir.
Gözle görülen bir lezyon saptandığı zaman biyopsi yapılmalıdır. Radyolojik olarak MR ve BT tetkikleri istenmelidir. MR; tümörün boyutu ve yayılımı hakkında doktora fikir verir. Lenf nodlarının olup olmadığı da bu tetkikle ortaya çıkabilir.
Kolposkopik incelemenin de teşhis aşamasında önemi büyüktür. Kolkoskop adlı alet; normal jinekolojik muayene sırasında çıplak gözle izlenen rahim ağzının, daha detaylı şekilde gözlenmesine olanak tanır.

Kolposkopik incelemede pozitif bulgu saptanırsa, biyopsi yapılarak histopatolojik tanıya gidilmelidir. Bunlara ek olarak bazı hastalara küretaj da yapılabilir.

İLK TEDAVİ CERRAHİ
Hastalığın erken evresinde cerrahi tedavi uygulanır. Kanser; rahmin çevresinde bulunan bağ dokusuna yayıldığında ise ilk tedavi seçeneği radyoterapidir. Bu aşamada radyoterapi; kemoterapiyle kombine yapılmaktadır. Bu uygulama, başarı oranını çok yükselmektedir.

İYİLEŞME ORANI YÜKSELDİ
Serviks kanseri; dünyada en hızlı kontrol altına alınan kanser türüdür. Smear testiyle erken teşhis edilebilen hastalığın, aşısı da var. Rahim ağzı kanseri vakalarındaki ölüm oranı, geçtiğimiz 10 yıla göre yarı yarıya azalmıştır. E vitamini ve selenyumun ise korunmada etkili olduğu hayvan deneyleriyle kanıtlanmıştır.

AKCİĞERE METASTAZ YAPABİLİR
evrelerdeki rahim ağzı kanseri hastalarında; akciğer, karaciğer ve kemik metastazları ortaya çıkabilir. Nadir de olsa beyin metastazı vakalarına rastlanır. Beyin metastazında, radyoterapiye öncelik tanınmalı, diğerlerinde ise kemoterapiye başlanmalıdır.

RADYOKEMOTERAPİ ÇOK ETKİLİ BİR TEDAVİ
Çocuk isteyen hastaların tedavisinde, erken evrelerde konizasyon (rahim ağzının çıkarılması) yeterli olabilir. Çocuk istemeyenlerde ise histerektomi (rahmin alınması) yeterli cerrahi yaklaşımıdır.
Tümörü ufak hacimli hastalarda, hem radyoterapi hem de radikal histerektomi ile lenf nodlarının çıkarılması; yüzde 85 oranında şifa sağlayabilir.
Tümör, üç santimetrenin üstündeyse radyoterapi tedavisi tercih edilmelidir.
Ameliyat edilmiş hastalarda, tümör ganglionlara (kistik yapıdaki iyi huylu tümör) metastaz yapmışsa, radyokemoterapi yapılmalıdır.
Bu kombinasyonda cisplatin en önemli kemoterapi ajanıdır. Kombine tedavi; serviks kanseri ölümlerini yüzde 30 oranında azaltır.

ANANAS İLE ELMA SUYU DOĞAL DESTEK
Serviks kanserinin doğal besin destekleri arasında; yüksek dozda betakaroten içeren nar, havuç, böğürtlen, karadut ve ahududu bulunur.
Kuşkonmazın içindeki 'apigenin' adlı maddenin ise hücre büyümesini durdurduğu hayvanlar üzerindeki deneylerde belirlenmiştir. Kilo kaybı olan hastalara ananas yedirilmelidir.
Bağırsak problemlerine karşı genellikle komposto şeklinde gıdalar önerilir. Yoğurt, haşlanmış semizotu ve pazı gibi gıdaların alınması da rahim ağzı kanseri hastalarına iyi gelen gıdalardır.
Elma suyu, özellikle tavsiye edilir. Maydanoz, rezene, taze zencefil ve iki elmanın suyu sıkılarak, her gün iki çay bardağı içirilmelidir. Bu karışım, kemoterapi ve radyoterapiye bağlı reaksiyonları azaltabilir.

PROF. DR. ERKAN TOPUZ
Devamı...

15 Ekim 2011 Cumartesi

Bronşitten korunma yolları


Akut bronşit, sonbahar ve kış aylarında en çok iş gücü kaybı yaratan hastalıkların başında geliyor.
Şiddetli öksürük ve halsizlik gibi belirtileri nedeniyle kişiyi yatağa düşürebilen bronşitten korunmak mümkün.
Bunun için odayı sık sık havalandırmak, A vitamininden zengin beslenmek ve hasta olanlarla yakın temastan kaçınmak için basit yöntemler genellikle yeterli geliyor.
Akut bronşit akciğerlere hava akımını sağlayan bronşların iç yüzeyindeki mukozanın iltihaplanması sonucu oluşan bir alt solunum yolu enfeksiyonu olarak tanımlanıyor.
Devamı...